Nevruz;Avrasyanın Bayramı

Mart 21, 2007

“… Yüce Göktanrı’nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk’ün Atası) yaradıldın!”

Nevruz,Baharın gelişini muştalayan bayramın adıdır.Asırlardır Türk dünyasında kutlanmaktadır.Toprağa Ana diye nitelendiren Türk’ün düşünsel hayatında elbette ki baharın gelişi bayram olarak kutlanacaktır.

Nevruz, eldeki tarihi kaynaklardan hareketle en eski Türk adetlerinden, bayramlarından biri olduğu kesinleşmiştir. Yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikler hiç değişmeden günümüze kadar yaşadığı uçsuz bucaksız coğrafyalarda görülmektedir.

Çin kaynaklarından Kutadğu Bilig’e, Kaşgarlı Mahmud’dan Bîrûnî’ye, Nizâmü’ı Mülk’ün Siyasetnâme’sinden Melikşah’ın takvimine kadar, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey’in kanunlarına kadar gelen bir çizgide Nevruz ile ilgili kayıtlar eldedir. Diğer taraftan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucusu Şah İsmail (Hataî), Osmanlılarda Sultan I. Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad gibi hükümdarların, Mustafa Kemal Atatürk’ün; din adamlarımızdan Kazasker Bâki Efendi ve Şeyhülislam Yahya Efendilerin, şairlerimizden Kuloğlu, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Şükrü Baba, Hüsnü Baba, Fuzulî, Nev’î Efendi, Nef’î, Nedim, Hüseyin Suad ve Namık Kemal gibi şairlerimizin Fatih devri vezirlerinden Ahmed Paşa’nın; büyük Azeri şairi Şehriyar’ın ve büyük Türkmen şairi Mahdumkulu’nun uzun bir tarih boyunca Nevruz bayramının gelişini “Nevruziye” veya “Bahariye” denilen şiirlerle kutladıklarını da bilinmektedir.

1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetleri’nde Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Ergenekon/Nevruz Bayramı’nı “Milli Bayram” olarak ilan etmişlerdir.

Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem vermektedirler. Türk kültüründen kaynaklanan Ergenekon/Nevruz bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır. Türkiye’de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmi tatil olmaksızın bayram ilan edilmiştir.

Avrasya’nın ,Türk âleminin Nevruz toyu kutlu olsun, Nevruz gülleri geleceğe umutlar taşısın.

En eski Türk bayramı olan Nevruz, Türkler aracılığıyla Avrasya’ya yayılmıştır. Eski Doğu geleneklerinin devamı olarak yaşamıştır. Çin kaynaklarına dayanarak Hunların milattan yüzlerce yıl önceleri 21 Mart’ta hazır yemeklerle kıra çıktıklarını, bahar şenlikleri yaptıklarını, bugün Nevruz kutlamalarındaki geleneklerin o zamanda da yer aldığını biliyoruz. Aynı gelenekler, Hunlardan sonra Uygurlarda da görülmüş ve bugüne kadar uzanmıştır.

Nizamü’l-Mülk de XI. yüzyıl yazarı olarak Siyasetnâme adlı eserinde bu bayramdan söz eder. Bu bayramın aynı zamanda yılbaşı olduğunu belirterek Nevruz geleneklerini anlatır. Aynı zamanın yazarlarından Kaşgarlı Mahmut da Divân-ı Lügati’t-Türk’te Türklerde yıl başlangıcının Nevruz olduğunu ifade eder. Ayrıca, 12 Hayvanlı Türk Takvimi’nin başlangıcının da 21 Mart olduğu bilinmektedir.

Selçuklularda Nevruz bayramı eğlencelerinin kutlandığı, şenlikler yapıldığı, özel yemekler pişirildiği, özel hediyeler alınıp verildiği de bilinmektedir. Selçuklularda yılbaşı, güneşin koç burcuna girdiği gün olan Nevruz günü olarak kabul edilmiştir.

Kısacası Türk tarihinin hangi dönemine baksak,Nevruz’un baharın başlangıcı,Yeni yıl olarak kutlandıgını görmekteyiz.

Bugün nevruz Afganistan’da da yaşatılmaktadır, İran’da da yaşatılmaktadır, Irak’ta, Suriye’de en azından belli kesimlerde ve bütün diğer Türk dünyasında; Çin Seddi’nden Adriyatik’e kadar, Hindistan’dan, Afganistan’dan, Yakutistan’a, Çuvaşistan’a, Tataristan’a, Moldova’ya, Macaristan’a ve Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada bugün canlı bir şekilde yaşamakta ve yaşatılmaktadır.


Mustafa Akyol’a Cevap

Mart 17, 2007

Liberal-dinci kesimin en radikal isimlerinden birisi olan Taha Akyol isimli zattın kendisinden de besbeter olan oğlu aydın özentisi ve müsveddesi Mustafa Akyol un “Atatürk ve Kemalizm” başlıklı makalesinden alıntılar yaparak kendisinin nasıl gizli bir Mustafa Kemal düşmanı olduğunu gözler önüne serip teşhir etmek biz kemalistlerin görevidir.

Tabularla Nereye Kadar? [Tarihsel Atatürk'ü Keşfetmek]

Eski Başbakan Bülent Ecevit’in “Vahdettin hain değildi” demesiyle birlikte ilginç bir tartışma başladı. Bazı tarihçiler Ecevit’i haklı bulduklarını açıklarken, diğerleri onu Atatürk’ü tekzip etmekle suçladılar; çünkü Atatürk ‘Nutuk’ta son Osmanlı Padişahı Vahdettin’den ‘alçakça önlemler’ alan bir ’soysuz’ diye söz etmişti.

Vahdettin’in nasıl bir insan olduğu önemli bir tartışma sayılabilir. Ancak meseleyi çok daha önemli hale getiren, tartışmanın Türkiye’deki ‘Atatürkçülük algısı’ hakkında ortaya çıkardıkları. Ortaya çıkan şu: Bazı kanaat önderleri, Atatürk’e saygı göstermenin, onun her yaptığının ve söylediğinin mutlak doğru olduğuna da inanmayı gerektirdiğini varsayıyor. Bu inanca sahip olmamayı ise, ‘ihanet’ addediyor….

Geçmişte yaşamayalım

“Bugüne kadar hep ‘tabu’ yöntemini seçtik. Cumhuriyet onyıllardır yıldır çocuklarına her sabah ‘Ey bugünümüzü sağlayan Ulu Atatürk’ diye yemin ettirdi; onu asla şaşmaz ve yanılmaz bir ‘Büyük Serdümen’ gibi tasvir etti. Bu ve buna benzer telkinler, geçmişin dünyasında ‘referans’ı iyice pekiştirmek için gerekli ve yeterliydi belki de…”

“Ama Türkiye artık eski Türkiye değil. Toplum hızla açılıyor, çoğulculaşıyor, renkleniyor. Türk insanı dünü ve bugünü artık çok çeşitli kaynaklardan okuyor, araştırıyor. Dış dünyayı eskisinden çok daha iyi tanıyor ve oraya bakıp kendisini sorguluyor. Sözgelimi bizdeki gibi ulusal bayram törenlerinin eski Doğu Bloku’nun karakteristik özelliği olduğunu, günümüzde ise artık sadece Kuzey Kore’de düzenlediğini görüyor. ‘Milli Şef’le yönetilen, ‘kadir-i mutlak devlet’ anlayışına sahip bir rejime ne ad verileceğini, uluslararası siyaset literatüründen öğreniyor. Kısacası artık cin şişeden çıkmış durumda. İnsanlara ‘öyle ince eleyip sık dokumayın, ne diyorsak inanın işte’ di-yemezsiniz. Dolayısıyla Cumhuriyet’in referans’ını, onu tabu olarak korumak suretiyle ayakta tutamazsınız. Eğer ‘Öyle yaparsanız, ‘resmi söylem’i tekrar eder durursunuz ama giderek daha fazla vatandaşınızın yüzünde alaycı tebessümler görürsünüz…”

“Onun Kurtuluş Savaşı’nı yönetip ardından da Türkiye Cumhuriyeti’ni kurup 15 yıl başarıyla yönetmiş olması, zaten olağanüstü büyük bir başarı. Bu başarının yanında eğer hataları da var ise, bunları da oturup konuşabilmemiz gerekiyor…”

Peygamberler bile hata yapıyor

‘Atatürk’ün hataları’ gibi bir kavram şaşırtıcı geliyor, değil mi? Aslında bunun bu kadar şaşırtıcı olması şaşırtmalı bizi. Tevrat ve Kuran gibi kutsal kitaplar bile, peygamberlerin bile hatalarından söz ediyor. İlahi dinlerin peygamberlere dahi vermediği bir ‘yanılmazlık’ payesini bizim ilk cumhurbaşkanımıza vermiş olmamız, garip değil mi?

Atatürk’ün zaafları da vardı

‘Tarihsel Atatürk’ ise bir Osmanlı paşası ve aydını. Kurtuluş Savaşı’na önderlik eden, ama bunun şerefini diğer pek çok ’silah arkadaşı’ ile -örneğin Milli Mücadele’ye kendisinden bir adım önce başlayan Kazım Karabekir ile- paylaşan bir komutan. Ülkesini ve milletini çok sevmiş, onları iyiliği için doğru bildiklerini yapmış, ama bunları yaparken kaçınılmaz olarak içinde bulunduğu devrin düşünce kalıplarından (sözgelimi pozitivizmden ve otoriter devlet anlayışından) olumlu/olumsuz etkilenmiş bir lider. Büyük dehası, cesareti, yetenekleri yanında zaafları da olan, nitekim içkiye yenik düşerek hayata gözlerimi yummuş bir insanoğlu… “

“Tarihsel Atatürk’ü keşfedebilmek Türkiye için çok ama çok gerekli. Sadece doğru tarih bilgisi edinmek için değil, aynı zamanda tam anlamıyla demokratikleşebilmek için de gerekli. Çünkü Türkiye’de daha fazla demokrasi için gereken ne varsa, bunlara ‘Ulu Atatürk’ referansıyla karşı çıkılıyor. Dini azınlıkların ve dini çoğunluğun özgürlüklerinin genişletilmesi, Kürt kimliğinin özgürce ifade edilebilmesi, Kıbrıs’ta çözümün hedeflenmesi ya da Avrupa Birliği’ne girmek için ‘ulusal egemenlikten ödün’ verilmesi… Tüm bunlara ‘Atatürk devrinde böyle değildi’ diye itiraz ediliyor. “

“Eğer tarihsel Atatürk’ü keşfedebilirsek, diyebileceğiz ki, ‘Atatürk devrinde öyleymiş gerçekten, ama devir değişti…’

“Ona olan saygı ve sevgimizi sürdürecek, ama onun hiç bilmediği yeni bir dünya artık kendi ayaklarımız üzerinde durup düşünebilmeyi öğreneceğiz. Buna ‘olgunlaşmak’ deniyor… Ve hiç kimse korkmasın, Türkiye aslında her geçen gün biraz daha olgunlaşıyor… ” (Mustafa Akyol)

Mustafa Akyol denen şahıs özellikle ” akıllı tasarım” teorisini Türkiye de en çok kabul ettirmeye çalışan isim olarak (harun yahya ile beraber) göze çarpıyor. Sosyalizmden nefret eden liberal -dinci -özgürlükçü bir anlayışı benimsediğini gördüğümüz Mustafa Akyol “fransız ihtilali korkunç bir olaydır” diyen babası Taha Akyoldan çok daha sinsi ve modernitenin arkasına saklanarak düşüncelerini yaymaktadır.


Tek Yol Kemalizm

Mart 14, 2007

Türk Milletinin Ve Diğer Mazlum Milletlerin Düşmanı Emperyalizm Ve Kapitalizmdir.Ülkemizin Bu Düşmanla Baş Edebilmesi ,Çağdaş Ülkeler Seviyesine Çıkabilmesi İçin Topluma Gerçek Öz Milliyetçiliğin Anlatılması,Toplum Yığınlarının Bilinçlendirilmesidir. Bu Bilinçlendirme Görevi İçinde Aydınlardan,Gençliğe Her Kesim Olmalı Fakat; Şu Da Unutulmamalıdır Ki;Her Aydın Gerçek Aydın Mıdır?Yurtsever midir? Yıllardır Topluma Sadece Sağ İdeolojiye Sahip Kesimlerin Milliyetçi,Yurtsever Oldukları Empoze Edildi.Tabi Bunda Sol Maske Altında Bölücü,Yıkıcı,Mozaikçi Yapıların Bilinçli Olarak Topluma Gerçek Sol İdeolojiymiş,Gibi Algılatılarak Tüm Sol Kesime Mal Edildi.Alında Sağ Kesimde Bunu Fazlasıyla İçinde Barındırıyordu. Bunu Din Maskesi Altında(Ümmetçilik)Sakladılar. Bu Kendilerini Milliyetçi Tanımlayanlar.Ülke’nin Altını Oyanlar,Ülkeyi Zorda Bırakacak Sözleşmelerin Altına İmza Atanlar,Binlerce Gerçek Vatansever Aydın İnsanı Katlettiler.Bunların Bütün Amacı Milletin Gerçekleri Öğrenmesini,Olayları Sorgulamasını Önlemek Maksatlı İdi. Bu Süreç Hala Devam Etmektedir.Ülkede Her Olumsuz Olay Meydana Geldiğinde Ulusalcı Kesime Yıkma Çabalarının Temelinde Bu Yatmaktadır.Şu Anda Oluşan Gerçek Milliyetçi Dip Dalgayı Frenlemek,Önlemek.Halkın Yavaş,Yavaş Olayların Farkına Varmasından Rahatsızlar Onun İçin Şimdi Bizlere Düşen Görev Gerçek Milliyetçi-Devrimci İradeyi Ortaya Koymak,Topluma Bu Bilinci Yaymaktır. Bu Tarihin Biz KEMALİST-MİLLİYETÇİ-DEVRİMCİ Kesime Yüklediği Misyonudur.TEK YOL KEMALİST DEVRİM;TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE

İZMİRLİ GENÇ KUBİLAY