İNÖNÜ, BAYAR VE KEMALİZM

Mart 13, 2007

Kemalist rejimin devamlı olarak saldırıya uğradığı şu günlerde, düşmanları içimizde ve dışımızda olarak değerlendirmemiz gerektiği kanaatindeyiz. Dış düşmanlar, kemalizme açık açık düşmanlık besleyen emperyalistler, ülkemizdeki emperyalizm işbirlikçisi liberaller, dinci-şeriatçı güçler(radikal veya ılımlı İslam), ikinci cumhuriyetçi faşistler, emperyalizm uzantılı sözde sol fikirler, Batı tezleriyle kemalizmi yorumlamaya kalkan demokrasi şarlatanları olarak sıralandırılabilir. Dış düşmanlarımızı analiz etmek basittir, çünkü Kemalist rejime olan düşmanlıklarını açık açık yapmaktadırlar. İç düşmanların analizini yapmamız bu kadar da basit gözükmemektedir. Bu sebeple, tarihi tarafsız bir şekilde incelememiz, içimizdeki düşmanları ortaya çıkaracaktır.

1950 ile başlayan DP’nin cumhurbaşkanı yaptığı şahsiyet bilindiği üzere Celal Bayar’dır. O’nun karşısında kemalizm ilke ve devrimlerine sahip çıkan kişi ise, Milli Şefimiz İsmet Paşa’dır. Ayrımı tam buradan yapmamızın anlamı derinlerde saklıdır. Günümüzde İsmet Paşa düşmanlığı yaparak, Bayarcılık yapan sözde kemalistleri gördüğümüz için bu ayırımı böyle yapıyoruz. Bunu yapmamız sanırım, hem tarihimizi hem de geleceğimizi aydınlatacaktır.

Edebi Şefimiz Mustafa Kemal’in ölmesiyle, Cumhurbaşkanlığı Atatürk’ün en yakın arkadaşı, fikir sırdaşı İsmet Paşa’ya geçmiştir. Çok partili hayata geçme kararının alınmasına kadar, ülkemiz Mustafa Kemal devrim ve ilkeleri doğrultusunda hareket etmeye çalışmış ve her ne kadar şartların getirdiği bütün olumsuzluklarla uğraşılmak zorunda kalsa da; ilericilik Türkiye’nin en temel referans noktası olmuştur. Parlamenter faşizme geçilmesiyle, İsmet Paşa’nın yapabileceği şeylerin önü kesilmiş ve hatalar da bu noktada başlamıştır. 1950’de ise İsmet Paşa muhalefet durumuna düşmüş ve iktidara Adnan Menderes seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ise Celal Bayar oturmuştur..!

Geriye gidişimizin temel kaynağı kabul ettiğimiz DP’nin diktatörlüğüne şemsiye olan Bayar’ı kemalizmle bir arada tutmak gafleti nedendir? Esasında nedeni basittir?Uğur Mumcu’nun “İNÖNÜ” isimli makalesinde İsmet Paşa şöyle anlatılmaktadır:

“…İnönü, bundan sonra hep Atatürk’ün yanında yer alır. Hem savaş alanlarında, hem de devrimlerde..

Şevket Süreyya Aydemir’in deyişi ile hep ‘İkinci Adam’ oldu. Atatürk’ün yalnızca silah arkadaşı değildi; aynı zamanda, Mudanya Mütarekesi ve Lozan Antlaşması’nda  Atatürk’ün görevlendirdiği diplomattı. Atatürk, sınavını savaş alanlarında veren İsmet Paşa’da Batılı diplomatlara karşı savaş verecek bir diploma kişiliği de bulmuştu.

İnönü kendisine verilen bütün görevleri yüz akı ile başardı. Büyük savaşlar ve toplumsal depremler büyük liderleri de yaratır. Kurtuluş Savaşı da kendi liderlerini tek tek bulmuş; Mustafa Kemal’i, İsmet Paşa’yı, “Karabekir” ve Mareşal Çakmak’ı aynı savaşın içinde bir araya getirmişti. Gerçi daha sonra yollar ayrılmıştı. Ancak Kurtuluş Savaşı’nın öncü kadrosu, emperyalizme karşı savaşmayı ve devrimleri başlatmayı başarmıştı.

İnönü, bu savaşımın en kararlı ve en bilinçli öncülerinden biriydi. Öyle yaşadı, öyle öldü.

İnönü ekonomide ‘devletçilik ilkesine’ bağlıydı. ‘Fırkamızın Devletçilik Vasfı’, İnönü’nün 1933 Eylül ayında  ‘Kadro Dergisine’ yazdığı başyazının başlığıdır. İnönü, bu başyazısında, devletçiliğin ‘en serbest sanılan sanat ve ticaretin’ başarıya ulaşmak için ‘devletin yardımına ve müdahalesine’ gerek duyduğunu belirtiyor ve ‘iktisadiyatta devletçilik’ anlayışının ilmi ve şaheser bir gelişme göstereceğini söylüyordu.

Gerçekten de bugün ekonomik alanda elde ne varsa, bütün bunlar, Atatürk ve İnönü’nün eliyle yetiştirilen ‘milli kuruluş devletçiliğiyle’ topluma kazandırılmıştı.

İnönü devletçilik ilkesi gibi laiklik ilkesinden de hiç ödün vermedi. Laiklik ilkesi çiğnenince, ilerlemiş yaşlarına rağmen aslanlar gibi kükremesini bildi.

Atatürk’ten en çok söz edilen günlerde, laiklik ilkesinin nasıl ayaklar altına alındığını gördükçe, İnönü’nün kişiliğine daha çok saygı gösteriyoruz…”

Bayarcı olan sözde kemalistlerin İnönü düşmanlığı bir nevi buradan kaynaklanmaktadır. Ve Bayarcı sözde Kemalistler, her yerde şerefsizce, karaktersizce İnönü düşmanlığı yapmaktadırlar. Bunun en büyük sebebi, İnönü’nün Uğur Mumcu’nun bahsettiği gibi devletçi ve laikçi olmasıdır. Çünkü Bayar zamanında ülkemiz Amerikan emperyalizminin dayattığı şekilde serbest piyasa ekonomisine geçmiştir. Devletçilik, komünistlik olarak görülmüş ve Bayar’ın liberal olduğu gerçeğiyle bu birleştirilmiş ve ekonomik olarak bağımsız olma hedefinden sapma gösterilmiştir. DP’nin tüm anti-laik icraatlarına Bayar göz yummuştur. Türkçe Ezan Arapça’ya çevrilmiş, tarikatlar devletin içine girmiş, feodal kalıntılar mecliste cirit atmış ve Celal Bayar bütün bu olanlara göz yummuştur. Milli Şef İsmet Paşa parlamenter sisteme geçişin hata olduğunu anlamış mıdır, bilemeyiz; fakat buna rağmen demokratik yollarla bu anti kemalist tutumla sonuna kadar savaş vermiştir.

İnönü’nün bu savaşı kazanmıştır kısa vadede; İnönü’nün verdiği savaşı fark eden genç kemalist subaylar; 27 Mayıs’ta yönetime el koymuşlardır ve Menderes ve yanında iki çakalı da dar ağacına göndermişlerdir. Celal Bayar ise geçmişine olan hürmetten dolayı affedilmiştir.

Fakat biz, kemalistim diyen Bayarcılara 27 Mayısçılar gibi hoşgörülü olmayacağız. Aydınlanma 1923, TKT gibi düzenin bu piç kurumlarının başındakileri ve düzenin savunuculuğunu yapan herkesi; eninde sonunda İstiklal Mahkemelerinde yargılayacağız ve cezalarını vereceğiz. Vereceğiz ki, Bayarcı zehiri, kemalizme şırıngalamak isteyen kimler; akıllarını başlarına devşirsinler..!


Kemalist Devrimcilik ve Sahte Atatürkçü Tutum

Şubat 27, 2007

Ülkemizin geldiği şu son durumun analizini geçmişini de kapsar şekilde yaparsak, sonuçların nereden kaynaklandığını görebileceğimiz kanaatindeyiz. 1950 ile birlikte geriye giden Cumhuriyet Rejminin acaba bu hale gelmesinin sebepleri neydi? Kimler nerede, nasıl hata yaptılar ve şu anki durumumuz nedir? Bu soruların hepsinin cevaplarını bulabilmenin en bilimsel yolu da burada yatmaktadır. 1919 ile başlayan ihtilal sürecinde, Mustafa Kemal emperyalizme karşı Halkını örgütleyerek, emperyalizme savaşı gerekli görmüştür. Zamanın koşulları da dikkate alındığı zaman, Mustafa Kemal’in bu harekete başlaması, birçoklarınca maceraperestlik, İslam Halifesi için asilik, bazılarına göre ise hainlikti.Gerçekte ise, Mustafa Kemal Atatürk’e bu yakıştırmaları yapmalarının esas sebebi, O’nun devrimci tutumuydu. Mustafa Kemal’in Samsun’da halkı örgütlemeye başlamasını, yukarıdaki bahsi geçen çeşitli terimlerle ifade etmeye yeltenenler, yurt ve millet kavramına önem vermeyen, önem verdiklerini sansalar bile bu kutsallar için kurtuluş yolunu yanlış seçenlerdi. Bu tarz düşünceye sahip olanların temel tezi, Amerikan veya İngiliz Mandasına girmekti ve biz böylelikle işgalden kurtulabilecektik. Fakat Mustafa Kemal asla mandayı kabul etmemiştir ve “bağımsızlık” için kapitalizme ve emperyalizme silahlı mücadeleyi başlatmıştır. Bu durumu maceraperestlik olarak algılayanların bir kısmı da “demokratik” yollarla bir şeyler yapılabileceği kanaatindeydiler. Sağlam bir iktidarla ve başlarında bulunan Halife’nin de desteğiyle Osmanlı Devleti bulunduğu bu durumdan kurtulabilirdi. Fakat, Mustafa Kemal bu yöntemi de benimsememiştir. O, Osmanlı Devleti’nin durumunu uzun yıllar incelemiş ve çözümü de düzen değişikliğinde görmüştü. Atatürk bozuk çarkın Türk Halkı’nı sömürmesine dur demenin yolunu da devrimci bir hareketle sağlanacağı kanaatindeydi ve hayatı boyunca her zaman bu yolda yürüdü. Atatürk’ün bu devrimci yolunu kemalistlerce kavranması ve bu yolda harekete geçilmesi hayati bir önem taşımaktadır. 1950 ile geriye giden sürecin sorumlusu elbette ki karşı devrimci güçlerdir. Fakat kemalistlerin tarihten ders çıkarması ve aynı hataların tekrarlanmaması bizlerce daha büyük önem taşımaktadır. Günümüz Türkiye’sinin Kemalist güçlerinin takınması gereken davranışlar, alması gereken kararlar da bu çerçevede incelenmelidir. Her şeyden önce, kendisine kemalistim diyen bir insanın devrimci olması, devrimci düşünmesi en olmazsa olmazlardan birisidir. Bu gün kendilerini “Kemalist veya Atatürkçü” olarak adlandıranların tutumlarını devrimci bir düşünceyle birleştirmeleri gerekmektedir. Kadro eksikliğinden kaynaklanan demokrasi sancıları ülkemizde karşı devrimci güçlere bir yol açtığını söylemek mümkündür. Bu gün baktığımızda ise, halen demokratik yöntemlerle devrimi hedefleyenleri görmekteyiz. Aydınlanma 1923 grubu gibi gruplar da, aydınlanma devrimi tezini geliştirmişlerdir. Şunu belirtmekte yarar görüyoruz. Eğer gerçekten devrimci bir bilinçle, bu tezleri ortaya atıyorlarsa; bu tezlerin de gereğini yapmak durumundadırlar. Bu gereklerin en temel noktası bizlerce şudur: Demokratik yöntemlerle bir şeyler yapılacaksa, bunun için siyaset; siyaset için de siyasal parti kaçınılmazdır. Fakat görüyoruz ki, bu tezleri ortaya atanlar için ne siyaset ne de siyasal partiler çatısı altında çalışmak pek de önemli değildir. Bu durumda, bu tarz düşüncelerin “devrimci” bir bilinçle ortaya atılmadıkları ortaya çıkacaktır. Her kemalist bireyin kendi alanlarında yükselmesi ile devrimi hedeflemek isteyenlerin, bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı hiçbir koruması söz konusu değildir. Ve esasında korunmak gibi bir niyetleri olduğunu söylemek de bizlerce yanlıştır. Bu tarz düşünce sahipleri için, siyasal düzenin değişikliği söz konusu bile olamaz. Çünkü devrimci tutumdan uzak düşünce sahipleri her zaman için düzenin bekçiliğini yapma görevini kendilerinde görmüşler ve bu yolda hareketi savunmuşlardır. İşin en acı tarafı, bu bozuk düzen bekçiliğini, Kemalistlik olarak kamuoyuna lanse ettirmişlerdir. Oysa ki bu durum yanlıştır, gerçek dışıdır. Yukarıda bahsettiğimiz Aydınlanma Devrimi teziyle, Mustafa Kemalci tutumun analizini yaparak; bu yanlışları göstermeye başlamak doğru bir karar olacaktır. Mustafa Kemal Ulusal Kurtuluş Mücadelesiyle başlayan süreçte, tam bağımsız, laik, halkçı ve çağdaş bir Cumhuriyet kurmuştur. Metot olarak değerlendirirsek, Mustafa Kemal halkçıdır;fakat devrimler hep üstten gelmiştir. Aydınlanma tezi bu yüzden Türkiye’de eksiklikler vermektedir. Türkiye’de halk aydınlanarak haklar elde etmemiş, devrim alttan gelmemiştir. İktidarı almadan halkı eğitmenin mümkün yolu da yoktur. Hele ki gizli saklı örgütlenerek oluşturulmuş ideolojik yapılar için, bu imkansızdır. Aydınlanma tezinin ikinci yöntemi ise, kemalistlerin düzen içinde belli yerlere gelmesi ve iktidarı ele geçirmesiyle olacaktır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, bu yöntem de Kemalist metotla uyuşmamaktadır. Atatürk böyle bir yöntemi benimsememiş, aksine açık açık düzene karşı duruşunu herkese göstermiştir. Ki Türkiye’de kemalist olan ve yüksek görevlerde bulunan bir çok vatansever Atatürkçü kişiler bulunmaktadır. Örnekleyecek olursak, Ahmet Necdet Sezer, bu gün Türkiye Cumhuriyeti Devletinin cumhurbaşkanıdır ve sapına kadar da Atatürkçüdür. Yaşar Büyük Anıt Atatürkçü bir komutanımızdır ve Genel Kurmayın başıdır. Türkiye’nin en önemli iki kurumunun başı Atatürkçüdür. Ama bu durum bile düzenin değişmesini sağlayamamaktadır. Çünkü düzen bozuktur ve bu değerli Atatürkçüler bu sistemde sadece geriye gidiş sürecini yavaşlatabilmektedirler. Bu durum bile bu yöntemin bize isabetsizliğini gösterecektir. Zaten Mustafa Kemal, böyle bir yöntemi benimsememiştir. Atatürk Osmanlı yıkıma giderken, Genel Kurmayın başı olabileceği halde, bu şansı elinin tersiyle itmiş ve devrimci mücadeleye başlamıştır. İyi bir mühendis, iyi bir mimar, iyi bir teknisyen vb. mesleklerde de en üst dereceyi elde eden bir çok kemalist vardır. Türkiye’de bunun olmadığını söylemek gerçeğe aykırıdır. Belirtmek gerekir ki, Atatürkçü örgütler de İyi mühendis, iyi mimar yetiştirme merkezi değildir. Atatürkçü örgütlerin işi, Mustafa Kemalci kişileri yetiştirmek, o kişileri örgütlemek ve o kişilerle Kemalist mücadeleye başlamaktadır. İyi mühendislerin, iyi mimarların yetiştirildiği yer ya düzenin üniversiteleridir ya da Batı’nın kapital emperyalist sistemine köle yetiştiren yabancı üniversitelerdir. Mustafa Kemal askerlik mesleğinde her zaman yükselmek istemiştir. Elindeki yetkiyle Osmanlı’nın kötü durumunu düzeltmek de istemiştir. Fakat günü geldiği zaman, tüm yetkileri bir kenara bırakarak, devrimci mücadeleyi başlatmıştır Eğer durumumuz kötü diyorsak, eğer bize Sevr’i kabul ettirmek istiyorlar, ülkemiz Osmanlı’nın son dönemine döndü diyorsak; gidilecek yol bellidir. Bütün bunları söyleyip, halen metot olarak da opurtunizme kaçanların kemalizm noktasında söz söyleme hakları dahi yoktur. Yeri geldiği zaman fakir edebiyatı ile ülkemizin gerçeklerini aralarında söyleyenler, sahte çözümlerle kendilerini avutanlar, düzen Atatürkçülüğü yaparak kitleleri uyutanlar, sahte Atatürkçü metotlarla gününü gün edenler kemalizmin ve bu rejimin baş düşmanlarındandır. Çünkü bu anlayış hiçbir şekilde Mustafa Kemalci anlayışla benzememekte, aksine Mustafa Kemalci anlayışı ve hareketleri pasifize etmektedir. Zaten düzenin o sahte devrimci şarlatanlara verdiği görev de budur. Bu sebeple biz, kemalist devrimi kemalist metotlarla gerçekleştirmek için, bu gruplarla olan ayrılıklarımızı ortaya dökmeye ve onları kemalizm noktasında silip sürmeye kararlıyız. Biz Türkiye’ye ve dünyaya Mustafa Kemal Atatürk penceresinden bakan ve O’nun devrimci tutumundan beslenenler olarak, gerçekçi olup imkansızı isteyenleriz. Biz Mustafa Kemal’in devrimci çocuklarıyız. Mustafa Kemalci tutumu, anarşistlik, Marksistlik olarak değerlendirenler; Mustafa Kemalci tutumu saptırarak karanlığa giden ülkemizde bir ateş yakmayanlar; sahte devrimci şarlatanlıkla Kemalistliği birbirine karıştanlar; Atatürk’ün Bursa Nutku’ndan ve Gençliğe Hitabe’den kendisine gereken dersi çıkarmayanlar kemalist değillerdir. Çünkü kemalist olmak doğal bir reaksiyon sonucu devrimci olmayı da gerektirmektedir. Yaşasın devrimci Cumhuriyet. Yaşasın Kemalist Türkiye.