Kemalist rejimin devamlı olarak saldırıya uğradığı şu günlerde, düşmanları içimizde ve dışımızda olarak değerlendirmemiz gerektiği kanaatindeyiz. Dış düşmanlar, kemalizme açık açık düşmanlık besleyen emperyalistler, ülkemizdeki emperyalizm işbirlikçisi liberaller, dinci-şeriatçı güçler(radikal veya ılımlı İslam), ikinci cumhuriyetçi faşistler, emperyalizm uzantılı sözde sol fikirler, Batı tezleriyle kemalizmi yorumlamaya kalkan demokrasi şarlatanları olarak sıralandırılabilir. Dış düşmanlarımızı analiz etmek basittir, çünkü Kemalist rejime olan düşmanlıklarını açık açık yapmaktadırlar. İç düşmanların analizini yapmamız bu kadar da basit gözükmemektedir. Bu sebeple, tarihi tarafsız bir şekilde incelememiz, içimizdeki düşmanları ortaya çıkaracaktır.
1950 ile başlayan DP’nin cumhurbaşkanı yaptığı şahsiyet bilindiği üzere Celal Bayar’dır. O’nun karşısında kemalizm ilke ve devrimlerine sahip çıkan kişi ise, Milli Şefimiz İsmet Paşa’dır. Ayrımı tam buradan yapmamızın anlamı derinlerde saklıdır. Günümüzde İsmet Paşa düşmanlığı yaparak, Bayarcılık yapan sözde kemalistleri gördüğümüz için bu ayırımı böyle yapıyoruz. Bunu yapmamız sanırım, hem tarihimizi hem de geleceğimizi aydınlatacaktır.
Edebi Şefimiz Mustafa Kemal’in ölmesiyle, Cumhurbaşkanlığı Atatürk’ün en yakın arkadaşı, fikir sırdaşı İsmet Paşa’ya geçmiştir. Çok partili hayata geçme kararının alınmasına kadar, ülkemiz Mustafa Kemal devrim ve ilkeleri doğrultusunda hareket etmeye çalışmış ve her ne kadar şartların getirdiği bütün olumsuzluklarla uğraşılmak zorunda kalsa da; ilericilik Türkiye’nin en temel referans noktası olmuştur. Parlamenter faşizme geçilmesiyle, İsmet Paşa’nın yapabileceği şeylerin önü kesilmiş ve hatalar da bu noktada başlamıştır. 1950’de ise İsmet Paşa muhalefet durumuna düşmüş ve iktidara Adnan Menderes seçilmiştir. Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ise Celal Bayar oturmuştur..!
Geriye gidişimizin temel kaynağı kabul ettiğimiz DP’nin diktatörlüğüne şemsiye olan Bayar’ı kemalizmle bir arada tutmak gafleti nedendir? Esasında nedeni basittir?Uğur Mumcu’nun “İNÖNÜ” isimli makalesinde İsmet Paşa şöyle anlatılmaktadır:
“…İnönü, bundan sonra hep Atatürk’ün yanında yer alır. Hem savaş alanlarında, hem de devrimlerde..
Şevket Süreyya Aydemir’in deyişi ile hep ‘İkinci Adam’ oldu. Atatürk’ün yalnızca silah arkadaşı değildi; aynı zamanda, Mudanya Mütarekesi ve Lozan Antlaşması’nda Atatürk’ün görevlendirdiği diplomattı. Atatürk, sınavını savaş alanlarında veren İsmet Paşa’da Batılı diplomatlara karşı savaş verecek bir diploma kişiliği de bulmuştu.
İnönü kendisine verilen bütün görevleri yüz akı ile başardı. Büyük savaşlar ve toplumsal depremler büyük liderleri de yaratır. Kurtuluş Savaşı da kendi liderlerini tek tek bulmuş; Mustafa Kemal’i, İsmet Paşa’yı, “Karabekir” ve Mareşal Çakmak’ı aynı savaşın içinde bir araya getirmişti. Gerçi daha sonra yollar ayrılmıştı. Ancak Kurtuluş Savaşı’nın öncü kadrosu, emperyalizme karşı savaşmayı ve devrimleri başlatmayı başarmıştı.
İnönü, bu savaşımın en kararlı ve en bilinçli öncülerinden biriydi. Öyle yaşadı, öyle öldü.
İnönü ekonomide ‘devletçilik ilkesine’ bağlıydı. ‘Fırkamızın Devletçilik Vasfı’, İnönü’nün 1933 Eylül ayında ‘Kadro Dergisine’ yazdığı başyazının başlığıdır. İnönü, bu başyazısında, devletçiliğin ‘en serbest sanılan sanat ve ticaretin’ başarıya ulaşmak için ‘devletin yardımına ve müdahalesine’ gerek duyduğunu belirtiyor ve ‘iktisadiyatta devletçilik’ anlayışının ilmi ve şaheser bir gelişme göstereceğini söylüyordu.
Gerçekten de bugün ekonomik alanda elde ne varsa, bütün bunlar, Atatürk ve İnönü’nün eliyle yetiştirilen ‘milli kuruluş devletçiliğiyle’ topluma kazandırılmıştı.
İnönü devletçilik ilkesi gibi laiklik ilkesinden de hiç ödün vermedi. Laiklik ilkesi çiğnenince, ilerlemiş yaşlarına rağmen aslanlar gibi kükremesini bildi.
Atatürk’ten en çok söz edilen günlerde, laiklik ilkesinin nasıl ayaklar altına alındığını gördükçe, İnönü’nün kişiliğine daha çok saygı gösteriyoruz…”
Bayarcı olan sözde kemalistlerin İnönü düşmanlığı bir nevi buradan kaynaklanmaktadır. Ve Bayarcı sözde Kemalistler, her yerde şerefsizce, karaktersizce İnönü düşmanlığı yapmaktadırlar. Bunun en büyük sebebi, İnönü’nün Uğur Mumcu’nun bahsettiği gibi devletçi ve laikçi olmasıdır. Çünkü Bayar zamanında ülkemiz Amerikan emperyalizminin dayattığı şekilde serbest piyasa ekonomisine geçmiştir. Devletçilik, komünistlik olarak görülmüş ve Bayar’ın liberal olduğu gerçeğiyle bu birleştirilmiş ve ekonomik olarak bağımsız olma hedefinden sapma gösterilmiştir. DP’nin tüm anti-laik icraatlarına Bayar göz yummuştur. Türkçe Ezan Arapça’ya çevrilmiş, tarikatlar devletin içine girmiş, feodal kalıntılar mecliste cirit atmış ve Celal Bayar bütün bu olanlara göz yummuştur. Milli Şef İsmet Paşa parlamenter sisteme geçişin hata olduğunu anlamış mıdır, bilemeyiz; fakat buna rağmen demokratik yollarla bu anti kemalist tutumla sonuna kadar savaş vermiştir.
İnönü’nün bu savaşı kazanmıştır kısa vadede; İnönü’nün verdiği savaşı fark eden genç kemalist subaylar; 27 Mayıs’ta yönetime el koymuşlardır ve Menderes ve yanında iki çakalı da dar ağacına göndermişlerdir. Celal Bayar ise geçmişine olan hürmetten dolayı affedilmiştir.
Fakat biz, kemalistim diyen Bayarcılara 27 Mayısçılar gibi hoşgörülü olmayacağız. Aydınlanma 1923, TKT gibi düzenin bu piç kurumlarının başındakileri ve düzenin savunuculuğunu yapan herkesi; eninde sonunda İstiklal Mahkemelerinde yargılayacağız ve cezalarını vereceğiz. Vereceğiz ki, Bayarcı zehiri, kemalizme şırıngalamak isteyen kimler; akıllarını başlarına devşirsinler..!
kemalistdevrimciler tarafından yazıldı
kemalistdevrimciler tarafından yazıldı