DÜNDEN BUGÜNE…

Mart 8, 2007

Seçimler yaklaşıyor. Erdoğan’ın gözü Çankaya’da. İktidar olduğu dönem içerisinde iyi işler yaptığına inanıyor olsa gerek beyimiz pek bir yüksek uçuyor bu aralar.Anlayacağınız seçim telaşı aldı başbakanımızı. İşe Çankaya’ya çıkmasına büyük engel ve muhalefet olan KANALTÜRK’ü sansürlemekle başladı.İlginçti Tayyib Bey’in Çankaya’ya giden yolda bu politikayı izlemesi. Her ne kadar deve kuçu gibi başını toprağa gömsede gövdesi; “kanalturk’e yapılan maliye incelemesi değil sansür” diye haykırıyordu.” Akp hükümetinin asıl amacı söyledikleri gibi yolsuzluk yapanı, vergi kaçıranı, devletin parasını cebine atanı yakalayıp cezasını vermektiyse keşke işe Unakıtan’dan başlasalardı! En azından kabarık suç dosyalarına bir yenisini daha eklememiş ve Kanaltürkle boşuna zaman  kaybetmemiş olurlardı…

 

Tayyip Bey  Kemalist kanalın izlediği çizgiye bile tahammül edemezken, Mustafa Kemal’in koltuğuna, onun hatıralarının arasında, onun kurduğu cumhuriyetin başına geçmeye nasıl katlanacaktı acaba?

 

Yoksa Tayyip Erdoğan’ın asıl amacı yıllar önce  “Ben Muhammed müslüman ümmetindenim. Türkiye dinsiz bir memleket haline gelmiştir. Hayatımı Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma , Türkiye’yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime, kısa zamanda ümmet esasına dayanan, şeriat devletinin kurulması için çalışacağıma dinim Allahım ve bütün mukaddesatım üzerine yemin ve kasem ederim.”

diyerek tamamladığı sözünü mü gerçekleştirmekti? Peki kameraların karşısında “tayyip erdoğanın ağzından söz birkere çıkar “ ifadeside “değişerek geliştim” sözü iktidarda kalma çabalarımın ürünüdür yandaşlarım bu söze  inanmayın mesajımı içermekteydi?

 

Peki Türkiye Cumhuriyeti başbakanı bu kadar şahsiyetsizmiydiki iktidar olmadan önce

Türkiye kendisine din olarak kemalizmi  almış ve başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir. Ne yazık ki Türkiye’nin 70 yıllık tarihi boşa harcanmış  bir zamandır.Türkiye Türklerindir gibi tezler yanlıştır.Bütün bunlardan sonra Türkiye’nin yarınında artık Kemalizm veya başkaca herhangi bir ideolojiye yer yoktur.Kemalizmin yeniden kendini üretmesi söz konusu değildir…Çünkü insanlar böyle bir devleti istemiyor. 2000’li yılların dünyasında ve büyük dünya ailesinin bir birimi olan Türkiye’de artık Kemalizme yer yoktur. En üst belirleyici islam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir    derken iktidar olduktan sonra

“Değerli bir asker, üstün nitelikli komutan, mümtaz bir devlet adamı. Muhteşem eseri olan Türkiye Cumhuriyeti ile bütün dünyanın hayranlığını kazandı. Atatürk’ün fikirleri aradan geçen yıllara rağmen geçerliğini korumaktadır. Türk milletine çağdaş uygarlık düzeyine yükselme yolunu açan, millet olma bilincine ulaşmasını sağlayan büyük devlet adamı Atatürk’ün çağdaş düşüncelere dayalı, gelişmeye ve yükselmeye ışık tutan görüşlerini içtenlikle benimseyerek uygulamak, milletimiz için vazgeçilmez ve değişmez bir ilkedir. Cumhuriyetimizin kurucusu, düşünce ve devrimleriyle geçtiğimiz yüzyıla yön veren dünya liderlerinden biri olan Atatürk’ü, aramızdan ayrılışının 66. yıldönümünde saygı, şükran ve rahmetle anıyoruz.herhangi bir ideolojiye dayanma gereği hissetmedi. Onun dünya görüşünün temeli akılcılıktır. Laiklik Cumhuriyetimizin temel ve birleştirici niteliğidir. Atatürk hep doğru tercihleri yapmıştır mesajını vermiştir

İşte bu birbirinden farklı zamanlarda söylenen ve   çelişkiler içeren iki mesaj  Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından çıkmıştır. Sorarım size bu mesajların altında yatan koltuk sevdası değilse nedir?

 

Türk olduğunu bile söylemekten çekinen, 301’in kaldırılması yönünde bıkmadan usanmadan projeler geliştiren, terör örgütüne sağladığı destekle bilinen EL Kadı’ya kefil olmaktan bile çekinmeyen, AB’ye uyum yasaları gerekçesiyle ülkeyi parsel parsel satan, ılımlı islam tabelası altında din tüccarlığı yapan , yapamadıklarını utanmadan yaptık diye gösteren, güya indirdiği dış borçlarını ikiye katlayan bir başbakan ve önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi!

Yani 1881-2007 Tehlikenin Farkında mısınız?

Bizler yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün eserini ondan nefret eden ve iktidar olmadan öncede bu nefretini  her fırsatta dile getiren hatta kemalizm ideolojisini yıkmak ülkeyi şeriat sistemine geçirmek  için yemin bile  eden birine mi emanet edeceğiz?

Mustafa Kemali 2007 yılında öldürmeyelim….


301 ve Hrant Dink

Şubat 27, 2007

Türkçe Ermenice yayın yapan Agos Gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü. Ölümü tüm dünyada büyük yankılar uyandırdı. Sözde soykırım iddalarını gündeme getirmekle kalmadı 301. maddenin değiştirilmesi yönündeki istekleride arttırdı.

Peki neydi bu 301. madde? Birilerini bu derece huzursuz ve tedirgin eden bir o kadarda korkutan; AB’nin “Türkiye’nin bu gibi maddelere ihtiyacı yoktur” Kaldırın(!) şeklinde emir verdiği o madde neydi?

“Türklüğü, Cumhuriyeti, Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi altı aydan,üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır”

İşte Amerikan emperyalizmine boyun eğen Başbakanımız (!) Recep Tayyip Erdoğan’ın değiştirilmesi yönünde TBMM’ye taşıyacağı,
Hrant Dink ve yakın dostu Orhan Pamuk’un yargılandığı,
Türklüğe hakaret etmenin suç olmadığını savunan gerici zihniyetin rahatsız olduğu,
Binlerin “Katil 301” dövizleriyle sokağa fırladığı o madde buydu.

Birçok Avrupa ülkesinde buna benzer maddeler varken Türkiye Cumhuriyeti anayasasından 301. maddenin kaldırılmasını istemenin tek bir amacı olabilirdi:

Varlığını asırlar boyunca şanlı bir şekilde sürdürmüş, düşmüş ama aynı hızla kalkmasını bilmiş, kimsenin sömürgesi olmamış, hiçbir devletin bayrağının altına girmemiş şanlı Türk ulusunu yok etmek; Atatürk’ü ve Türklüğü tartışmaya açmak ve unutturmaktır. Cumhuriyet irtica tehlikesi altındayken, değerlerimizi koruyacak bir kaç madde kalmışken 301’in kaldırılmasını istemek; şeriatcı, ümmetci, faşist, ırkçı düşüncelere, emperyalist güçlere yol vermek onların önlerindeki taşları temizlemektir.

301’in katil damgası yediği bu olayda Hrant Dink’in rolü neydi acaba? Ne olmuştu da onun ölümünden sonra bu tartışmalar alevlenmiş, binler ayağa kalkmıştı? Gerçekten 301 miydi Hrant’ın katili? Yoksa bunların tamamı provakasyondan mı ibaretti? Kimi çevrelerce Dink’in öldürülmesi kanıt gösterilerek altımız mı oyulmak isteniyordu?

13.Şubat.2004 tarihli “Ermenistanla Tanışmak” adlı yazısında “Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur” sözü hiçbir Türk’ü yaralamamışken nasıl oluyorda Hrant Dink hakkında söylenen şeyler tepki çekebiliyordu, basına taşınıp sert bir dille eleştirileeleştirilebiliyordu. Peki Reuters Ajansı’na söylediği “Evet.1915’te olan bir soykırımdı çünkü 4 bin yıldır bu topraklarda yaşayan bir halk ve onun uygarlığı artık yok” sözleri neden gözardı ediliyordu. Bağımsızlığımızın simgesi “İstiklal Marşı”nı bile ırkçı ve bölüüc bulan “kahraman ırkım yerine çalışkan yurttaşım cümlesinin getirilmesini isteyen Hrant Dink’ten neden bahsedilmiyordu?

Birilerinin gözünde Türklük bu kadar basit miydiki bunların hiçbiri gündeme gelmedi. Kimden korkuldu. Kim engelledi bizleri? 1.500.000 + 1 ifadeleri kullanılırken neden hiçbir Türk çıkıp “DUR” demedi ve hala da diyemiyor.
Peki dur diyebilmeyi silahla adam öldürmek olarak anlayan ve bu anlayışla tüm basın yayın organlarına sansür uygulayan zihniyet kimlere ait? Bu kafaların aklına düşünceyi düşünce yoluyla çürütülebilecek olmaları ihtimali hiç mi gelmiyor acaba?